Vücudname Nedir Edebiyatta?
Vücudname! İlk duyduğunda “Bu ne ya?” dediğini duyar gibiyim. “Edebiyat nedir?” diye sorsalar, herkesin kafasında bir tane büyük resmi vardır. İşte o resmin kenarındaki abuk sabuk detaylardan biri de vücudname. Ama sen şimdi sakın “Bu da ne biçim kelime, bir de bu var” diye geçme, çünkü edebiyatın göğüs kafesinden çıkmış, birazcık garip ama bir o kadar da ilginç bir eser türüdür vücudname.
Bir Gencin Gözünden Vücudname
Biliyorum, sen şimdi bunu okurken düşünüyorsun: “Yani, vücudname nedir ki? Yazıyla ilgili bir şey olsa da, ben bunu nasıl yedireceğim içime?” Ama işte, vücudname aslında tam olarak böyle bir şey! Kendine güvenip, esprilerle eğlenceli bir şekilde yazılıp bir anlam arayışı içine girmeyen bir tür… Üstelik ciddi bir edebi şairin bile bazen “Bu iş de biraz tuhafmış ya” dediği bir şey!
Vücudname, edebiyat dünyasında “beden üzerine yazılan eserler” olarak bilinse de, gerçekte bunun çok daha fazlası vardır. Hayatın içinden derin bir kesiti ele alırken, aynı zamanda o bedenin duyusal ve estetik yönlerini de gösterir. Şimdi, “Ne alaka?” diyebilirsin. Hadi gel, sana bir iki örnekle göstereyim.
Vücudname ve O Beden! Kimseye Söylemediklerim
Bir gün arkadaşım Cem’e rastladım. Cem tam bir “içkiyi aç, bir şarkı çalsın, bir şeyler söylesin” tipiydi. Şöyle dedi: “Vücudname dediğinde ne geliyordur aklına?” “Vücudname mi? Bu, bedenin yazıldığı metin değil mi?” dedim. Cem gülerek “Yani… Ama biraz daha kapsamlı düşün. Mesela, şu kadar süre önce kendi vücudumu nasıl hissediyordum? Şimdi ise nasıl hissediyorum?” dedi. Gözlerim açıldı. Cem, bana tam da vücudname’nin ruhunu anlatan bir şey söylemişti.
Şimdi, evet, vücudnameyi düşündüğünde ilk akla gelen şey bir bedene dair yazılan metinlerdir. Ama bu bedeni, genellikle insanın fiziksel ve ruhsal haliyle tanımlar. Yani bir nevi, vücudun kendisiyle ilgili bir özbilinç hali. Üzerindeki kırmızı gömlek, tuhaf bir şekilde seni nasıl hissettiriyor? O, tam da “Vücudname”nin sınırlarına giriyor. Bedenin kendisini keşfetmeye başlıyorsun, işte tam olarak burada edebiyat devreye giriyor!
Vücudname Nedir? Biraz Duygusal, Biraz Fiziksel
Beni tanıyanlar iyi bilir, bir anda günün stresini atmak için “Yahu ben bir yazı yazmalıyım!” dediğimde ne kadar hızlı ve delice bir şekilde aklıma her şey gelir. Ama bir yanda da gülüyorum, içten içe eğleniyorum. O yazıdaki kelimeler sanki bana ait değilmiş gibi. “Şimdi ben bir edebiyatı nasıl düşündüm ya?” diyorum. Bu yazıyı yazarken aklıma hemen Cem’in sorduğu o soru geliyor.
Vücudname, biraz da bu şekilde kişisel iç hesaplaşmalarla ilişkilidir. Hani bazen bir odada yalnız kaldığında, o odadaki her şeyin seni ne kadar etkilediğini düşünürsün ya, işte bunun gibi. Bedenin, senin duygu durumunla ilgilidir. Ama bir dakika, o zaman bu ne demek oluyor? Yani mesela, uykusuz kalmışsan ve yazdığın metin “Bedenim bitik” diyorsa, işte o zaman vücudname’nin sınırlarını çoktan geçmişsin demektir.
İç Sesim: “Bunu Yazmak Şimdi Doğru Mu?”
Düşünsene, yazıyı yazarken hislerini tam yansıtabilecek misin? Şöyle bir an var, o yazıyı yazıyorsun ama bir yanda da “Bu yazı tam benlik değil, bu kadar karmaşık düşünmeye gerek var mı?” sorusu aklına geliyor. Yani, mesela “Şimdi kelimeleri düzgün sıralamalı mıyım, yoksa anlık bir düşünce patlaması ile yazmalıyım?” sorusu gibi. İşte o sorularla birlikte, vücudname de gündeme gelir. Ne demek istediğimi biraz daha açayım.
Günlük yaşamda, bedensel hallerimiz sürekli değişir. Mesela bu yazıyı yazarken oturduğum sandalyeye vücudumun nasıl oturduğunu düşünüyorum. Kollarımda kasılma var mı? Yine de bu yazıyı yazarken bir yandan da eski bir yazımı hatırlıyorum ve “Ah, bu daha önce çok iyi yazılmıştı!” diye içimden geçiriyorum. Bu kadar derinlikli bir düşünce! Oysa o yazıyı yazarken, kendimi çok rahat hissediyordum. İşte vücudname dediğimiz şey, böyle bir zaman diliminde vücutla, bedenle ilgili hislerin de yazıya dökülmesidir.
Vücudname ve Edebiyatın Felsefesi
Vücudnameyi anlamak, bir yandan da felsefi bir yolculuğa çıkmak gibidir. Beden, insanın dünyadaki varlığının en temel parçasıdır. Bizde ne oluyor? Herkes vücudunu tanımaya çalışıyor. Bedenimizin neresine ne yazmalı? Ya da daha doğrusu, vücudun bize ne anlatmak istiyor? Herhangi bir dilde vücudun karşılaştığı zorlukları veya yaşamın fazlasıyla zorlayıcı yönlerini yazdığın an, işte o zaman tam anlamıyla vücudname ortaya çıkar.
Düşün mesela, bir sabah uykusuz kalktığında, yorgun bir bedeni gözlemliyorsun. “Ya bu baş ağrısı neyin nesi?” diyorsun. Hadi onu biraz daha açalım, o zaman yazıya dökün; bu yazı, belki de senin yaşamınla bir paralellik taşır. O yazıda vücudun seni nasıl hissettirdiği bir yere gelir, vücudun senden ne istediği gün yüzüne çıkar. Yani bir anlamda, vücudunun seni tanımladığı bir yazıdır bu.
“Vücudname İçin Derin Düşüncelere Girmelisin!”
Şimdi, vücudname dediğimizde başka bir şey de devreye giriyor. Derin düşünceler. Bu yazıyı yazarken düşüncelerimin akışı bir hal alıyor. Hadi dedim, bir an da “Şu an ne hissediyorum?” diye bir içsel hesaplaşma yapayım. Hızla her şey üst üste gelmeye başlıyor. “Yazarken bu kadar derin hislerim beni etkiliyor mu?” diyorsunuz ama tam da bu sorular yazının içine işler. Vücudun aslında her zaman bedenini anlatır; ama onu kelimelere dökmek her zaman bir içsel keşif yapmayı gerektirir. İşte bu noktada vücudname’nin felsefi boyutları başlar.
—
Sonuç
Vücudname, bir edebiyat türü olarak aslında yalnızca bedenin dışını anlatmaz. İçsel bir keşfin, duygusal bir incelemenin ve bedenin hikâyesinin yazıya dökülmesidir. Bir arkadaş ortamında muhabbet açıldığında, “Vücudname nedir?” gibi bir soru sorulduğunda, belki de daha derin bir bakış açısına sahip olmalı ve bedenin, ruhun nasıl iç içe geçtiğine dair düşünmelisiniz.
Yazının başında, bedenin gerçekten de önemli bir yeri olduğunu söylemiştim. Vücudname’nin içindeki o derinliği anlamak ise bir edebiyat yolculuğu gibidir. Evet, bence hepimiz, vücudun her hareketini, her hissiyatını anlayarak kendi içsel yolculuğumuza çıkabiliriz.