Kayseri’nin Soğuk Sabahında Başlayan Soru
Kayseri’de sabahlar her zaman biraz serttir. Pencerenin kenarına vuran rüzgâr, şehrin taş duvarlarını bile titretiyormuş gibi gelir bana. O sabah da öyleydi. Uyanır uyanmaz elim telefona gitti ama ekrana bakmak bile içimi ısıtmadı. Bir süredir içimde tuhaf bir boşluk var. Ne tam bir hüzün, ne de net bir mutluluk… sadece yönünü kaybetmiş bir düşünce kalabalığı.
O gün günlüğüme şunu yazmıştım: “İnsan bazen bulunduğu şehrin içinde bile kaybolabiliyor.”
Sonra kendime basit bir soru sordum. Ama basit sorular bazen en derin yerlere açılıyor:
Kaç tane havalimanı var?
Bunu neden düşündüğümü ben de tam bilmiyordum. Belki kaçmak istediğim için. Belki de nereye gideceğimi bilemediğim için. Ama o soru zihnime yerleşti ve gün boyu peşimi bırakmadı.
Erkilet’te Bekleyen Sessizlik
Evden çıkıp yürüyerek Kayseri Erkilet Havalimanı tarafına gittiğimde içimde garip bir sıkışma vardı. Uçağa binecek değildim. Zaten biletim yoktu, planım yoktu, sadece yürüyordum.
Havalimanının dışına kadar geldim. Camların arkasında insanlar vardı; bazıları aceleyle valiz çekiyor, bazıları sarılıyor, bazıları ise hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranıyordu. O an anladım ki havalimanları sadece binalar değil. Ayrılıklar, kavuşmalar ve yarım kalmış cümleler.
İçimden tekrar ettim:
“Kaç tane havalimanı var… ve kaç tanesinde insanlar bir daha aynı kişi olmuyor?”
Bu soru beni rahatsız etti. Çünkü cevabını bilmiyordum ama hissettiğim şey daha netti: İnsanlar gidiyor ve geride kalanlar her zaman biraz eksiliyor.
Kaçış Düşüncesi ve İçimdeki Harita
Bugünkü rehber içeriğimizde “Kaç tane havalimanı var” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.
Eve döndüğümde şehir artık daha sessiz geliyordu. Kayseri’nin sokakları bana dar bir koridor gibi görünmeye başlamıştı. Sanki her köşe aynı hikâyeyi tekrar ediyordu.
Yatağa uzandım ve telefonumdan dünya haritasına baktım. Parmağımı ekranın üzerinde gezdirirken aklımda tek bir şey vardı: başka yerler.
Ama sonra tekrar o soru:
Kaç tane havalimanı var?
Bu sorunun cevabı sadece bir sayı değildi. Çünkü her havalimanı, başka bir hayatın başlangıcıydı. Bir yerde bir insan uçağa biniyor, başka bir yerde biri bekliyor, bir başkası ise asla gelmeyecek birini düşünüyor.
O an kendimi çok küçük hissettim. Sanki dünya çok büyük ve ben sadece bir köşesinde sıkışıp kalmışım gibi.
Gece Günlüğü ve İçimdeki Çatlak
Gece olduğunda yazmaya başladım. Günlük benim için bir kaçış değil, daha çok içimdeki gürültüyü susturma yolu.
“Bugün havalimanını izledim,” diye yazdım.
Sonra durdum. Çünkü aslında izlediğim şey bir bina değildi.
İnsanlardı.
Bir çocuk annesinin elini sıkı sıkı tutuyordu. Bir adam sürekli saatine bakıyordu. Bir kadın camın önünde uzun süre hareketsiz duruyordu.
Ve ben orada sadece izliyordum.
Kendime dürüst olmak zorundaydım. İçimde büyüyen şey hayranlık değil, biraz da kırgınlıktı. Çünkü herkes bir yere gidiyordu ama ben sanki olduğum yerde sabitlenmiş gibiydim.
Tekrar yazdım:
“Kaç tane havalimanı var bilmiyorum ama hepsinde aynı duygu var: gitmek ve kalmak arasında sıkışmış insanlar.”
Uzak Şehirler ve Yarım Kalan Hayaller
Ertesi gün şehir biraz daha griydi. Gökyüzü bile sanki düşük bir ses tonuyla konuşuyordu. Arkadaşlarımdan biri aradı, başka bir şehirden bahsetti. Orada iş bulmuş, taşınmayı düşünüyordu.
Telefonu kapattıktan sonra içimde bir boşluk daha oluştu. İnsanların hayatı ilerliyordu ama benimki… sanki aynı sayfayı tekrar tekrar okuyormuşum gibi.
O an yeniden düşündüm:
Kaç tane havalimanı var ve kaç tanesi beni bekliyor?
Bu soru artık sadece merak değildi. Bir tür içsel sıkışmaydı. Çünkü her havalimanı bir ihtimal demekti. Ve ihtimaller çoğaldıkça insan kendi hayatını daha çok sorguluyor.
Bir Biletin Hayali
Bir gün gerçekten bir bilet alırsam ne olurdu?
Bunu düşündüm.
Valizim küçük olurdu. Fazla eşya almazdım. Çünkü ağır şeyler sadece çantada değil, insanın içinde de taşınır.
Havalimanında yürürken kalbim hızlı atardı. Etrafımdaki insanlar yabancı olurdu ama bir şekilde hepsinin hikâyesini tahmin etmeye çalışırdım.
Belki biri yeni bir işe gidiyordur. Belki biri geri dönüyordur. Belki biri hiçbir zaman dönmemek üzere gidiyordur.
Ve ben?
Ben sadece gitmeyi öğrenmeye çalışırdım.
Ama yine de içimde bir korku olurdu. Çünkü gitmek her zaman özgürlük değildir. Bazen sadece başka bir yalnızlığa geçiştir.
İçimdeki Soru Büyüyor
Kaç tane havalimanı var sorusu artık basit bir merak değil, bir iç konuşmaya dönüşmüştü. Çünkü her havalimanı, başka bir hayatın kapısıydı. Ve ben o kapıların çoğunun önünden bile geçmemiştim.
Kendime kızıyordum. Neden bu kadar bekliyordum? Neyi bekliyordum?
Cevap yoktu.
Sadece sessizlik vardı.
Bir Sabah Kararı
Bir sabah uyandığımda, şehir yine aynıydı. Ama ben farklıydım. İçimde küçük bir kırılma olmuştu. Artık sadece izlemek istemiyordum.
Telefonu elime aldım ve uçuşlara baktım. Ekranda sayılar, şehir isimleri, saatler… Hepsi birbirine karışmıştı.
O an tekrar o soru geldi:
Kaç tane havalimanı var?
Ama bu kez soru farklıydı. Bu kez cevap aramıyordum. Sadece bir başlangıç arıyordum.
İlk kez bir bilet seçtim. Uzak olmayan ama yeterince yabancı bir şehir.
Parmaklarım titredi. Sanki hayatımın küçük bir parçası yer değiştiriyordu.
Havalimanına Giden Yol
O gün tekrar Kayseri Erkilet Havalimanı yoluna çıktım. Ama bu kez yürüyüşüm farklıydı. İçimde hem korku hem de garip bir heyecan vardı.
Şehir geride kalıyordu ama ben bu kez kaçmıyordum. Sadece gidiyordum.
Havalimanına yaklaştıkça kalbim hızlandı. Cam kapılar göründüğünde nefesim sıkıştı.
İnsanlar yine vardı. Aynı kalabalık, aynı sesler, aynı acele.
Ama ben artık o kalabalığın içinde sadece bir izleyici değildim.
Gitmek ve Kalmak Arasındaki İnce Çizgi
İçeri girdiğimde her şey daha gerçekti. Sesler daha net, ışıklar daha parlaktı.
O an düşündüm:
Kaç tane havalimanı var bilmiyorum. Ama belki önemli olan sayı değil.
Belki önemli olan, kaç tanesinde kendimizi bulduğumuz.
Çünkü bazı havalimanlarında insanlar sadece uçağa binmez. Kendilerini de bir yerlere bırakırlar.
Eski korkularını, eski alışkanlıklarını, eski versiyonlarını…
Uçağa Binmeden Önce
Bekleme salonunda otururken pencereden dışarı baktım. Uçaklar birer birer kalkıyordu. Her biri gökyüzüne küçük bir çizik atar gibi yükseliyordu.
İçimde garip bir huzur vardı. Çünkü ilk kez hayatımda bir şey değişiyordu ve ben buna karşı çıkmıyordum.
Kendime şunu söyledim:
“Belki de sorun havalimanlarının sayısı değil. Sorun, bizim kaç tanesinden geçmeye cesaret ettiğimiz.”
Gökyüzüne Bakan Son Düşünce
Uçak kalkarken şehre son kez baktım. Kayseri küçülüyordu. Ama içimde büyüyen bir şey vardı.
Bir soru hâlâ oradaydı:
Kaç tane havalimanı var?
Ama artık bu soru beni sıkıştırmıyordu.
Çünkü artık cevabı aramıyordum.
Artık sadece gidiyordum.
Umarız “Kaç tane havalimanı var” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Furkanleba ekibinden sevgilerle!
Daha Fazlası İçin: Karabuğday patlağı kaç tane yenmeli ?