Furkanleba olarak “Otobanda orta şeritten gitmek yasak mı” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!
Otobanda Orta Şeritten Gitmek Yasak mı? Bir Yolculuğun İçinde Kaybolan Düşünceler
Bugünkü makalemizde “Otobanda orta şeritten gitmek yasak mı” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
Kayseri’den Çıkan Bir Sabahın İçimde Bıraktığı İz
Sabahın erken saatleriydi. Kayseri’nin o keskin, biraz da insanı içine çeken soğuğu camdan içeri sızıyordu. Arabanın kontağını çevirdiğimde içimde tuhaf bir boşluk vardı; ne tam bir heyecan ne de tamamen bir isteksizlik… Sanki yol beni çağırmıyor da ben mecburen yola çıkıyordum.
Direksiyonun başına geçtiğimde hep aynı şey olur: düşüncelerim hızlanır, şehir geride kalır ama ben içimdeki kalabalığı susturamam. Bugün de farklı değildi.
Otobana çıktığımda asfaltın o uzun, düz çizgisi önümde açıldı. Bir an için hayatın da böyle olup olmadığını düşündüm: üç şeritli bir yol gibi… solda hız, sağda yavaşlık, ortada ise sıkışmış kararlar.
Ve o anda zihnime takılan soru beni rahatsız etti:
Otobanda orta şeritten gitmek yasak mı?
Bunu ilk kez geçen hafta bir arkadaşım söylemişti. “Orta şerit boşken orada kalmak doğru değil” demişti. O gün çok önemsememiştim ama direksiyonun başında, kilometreler akarken bu soru bir anda büyüdü, içimde yankılanmaya başladı.
Orta Şerit ve İnsanların Kararsızlığı
Önümde giden araçların çoğu orta şeride yapışmıştı. Sol şerit boşaldığında bile kimse geçmiyordu. Sanki herkes görünmez bir çizginin içinde sıkışmış gibiydi.
Ben de bir süre orta şeritte ilerledim. Ama içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi… Ama aynı zamanda bu “yanlışlık” o kadar yaygın ki, doğruyu sorgulamak bile tuhaf geliyor insana.
İşte tam o an, hayatımla yol arasında bir bağ kurdum.
Ben de çoğu zaman orta şeritte yaşıyordum.
Ne tam hızlanıyordum ne de kenara çekilip duruyordum. İlişkilerimde, kararlarımda, hayallerimde hep “idare eder” bir yerdeydim. Kayseri’deki günlerim bile böyleydi: ne tamamen kalabalığın içindeydim ne de yalnızlığımı gerçekten seçmiştim.
Direksiyonun başında kendime kızdım. Bu kadar basit bir şey bile mi beni bu kadar düşündürüyordu?
Ama düşündürüyordu işte.
Yolun İçinde Kendi İç Sesimi Duymak
Bir süre sonra sağ şeride geçtim. Neden yaptığımı tam bilmiyordum. Sadece içimde bir şey “yer değiştir” dedi.
Sağ şeride geçtiğim anda araba biraz yavaşladı. Ama zihnim hızlandı. Çünkü artık çevremi daha net görüyordum.
Kamyonlar, uzun yol otobüsleri, yavaş ama istikrarlı giden arabalar… Her biri kendi temposunda ilerliyordu. Kimse kimseyi zorlamıyordu.
Ve ben düşündüm: Belki de hayatın asıl huzuru burada.
Ama sonra sol şerit…
Sol şeritte bir araba hızla geçti. Rüzgarını hissettim. İçimde küçük bir kıskançlık gibi bir şey oldu. Hızlı gidenlerin arkasında kalanların hikâyesi hep eksikmiş gibi gelir bana.
İşte o an, içimdeki soru daha da büyüdü:
“Otobanda orta şeritten gitmek yasak mı?”
Sanki bu sadece trafikle ilgili bir soru değildi artık. Sanki benim hayatımı sorguluyordu.
Bir Telefon Görüşmesi ve Kırılan Bir Sessizlik
Dinlenme tesisine girdiğimde telefonum çaldı. Arayan annemdi.
Sesini duyunca içimde bir şey yumuşadı.
“Yavaş gidiyorsun değil mi?” dedi.
“Evet,” dedim. Ama aslında neyi kastettiğini biliyordum.
Hayatta da yavaş gidip gitmediğimi soruyordu aslında.
Bazen anneler bunu direkt söylemez ama hissedersin.
Telefonu kapattıktan sonra bir süre arabanın yanında oturdum. İnsanların geçip gitmesini izledim. Herkes bir yere yetişiyordu. Ama kimse neden yetiştiğini sormuyordu.
O an düşündüm: Belki de orta şerit tam olarak bu. Ne tamamen acele ne de tamamen durmak… Sadece “bir şeyleri kaçırmadan yaşama çabası”.
Ama hayat gerçekten böyle mi yaşanmalıydı?
Yolun Bana Öğrettiği Şeyler
Yeniden yola çıktığımda hava biraz değişmişti. Bulutlar ağırlaşmıştı. Kayseri’den uzaklaştıkça içimdeki duygular da yoğunlaştı.
Orta şeride tekrar geçtim. Bu kez bilinçliydim. Sadece trafik yüzünden değil, düşüncelerim yüzünden.
İnsan bazen kendi içinde de orta şeritte kalır. Ne geçmişe tamamen döner ne de geleceğe tam anlamıyla gider.
Ve belki de en zor yer burasıdır.
Bir an kendime şu soruyu sordum: “Ben neden hep ortada kalıyorum?”
Cevap gelmedi. Ama belki de cevap sessizlikti.
Bir Tartışma Anı ve İçimdeki Çatlak
Radyo açıkken trafikle ilgili bir program başladı. Sunucu, “Orta şeridi sürekli işgal etmek doğru mu?” diye bir soru sordu.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Sanki biri beni işaret ediyordu.
Sunucu, bunun trafik akışını bozduğunu, insanların gereksiz yere sıkıştığını anlatıyordu. Ama ben o an sadece yolu değil, insanları düşündüm.
Belki de biz insanlar da birbirimizin orta şeridini işgal ediyorduk. Ne tamamen giriyor ne de tamamen çekiliyorduk.
Bir ilişkide, bir dostlukta, hatta hayatta…
Bir adım ileri gitmekten korkarken, olduğumuz yerde kalmayı tercih ediyorduk.
Ve bu bana ağır geldi.
Kayseri’ye Dönüş ve İçimdeki Sessiz Değişim
Gün akşama dönerken geri dönüş yoluna geçtim. Kayseri’ye yaklaşırken şehir ışıkları uzaktan görünmeye başladı.
O ışıkları görünce içimde garip bir şey oldu: Hem huzur hem hüzün.
Sanki bir şey bitmiş ama tam da başlamamış gibi.
Otobanda son kez orta şeritte ilerlerken artık o soruyu daha farklı düşünüyordum:
Otobanda orta şeritten gitmek yasak mı?
Belki yasal bir cevabı vardı, belki yoktu. Ama benim içimdeki cevabı değişmişti.
Belki de asıl mesele yasak olup olmaması değildi.
Belki de mesele, nerede durduğunu bilip bilmemekti.
Kendi İçimdeki Şeritleri Öğrenmek
Bunu da Okuyun: CMK avukat duruşmadan çıkarılır mı ?
Eve vardığımda arabadan inmediğim bir süre oldu. Direksiyona baktım. Ellerim hâlâ onun sıcaklığını taşıyordu.
Kendi kendime düşündüm:
Ben hayatımda hangi şeritteydim?
Hızlı gitmekten korkan biri mi, yoksa tamamen kenara çekilip bekleyen biri mi?
Yoksa sürekli orta şeritte, hiçbir risk almadan ilerleyen biri mi?
Cevap vermek zor geldi.
Ama ilk kez bu sorudan kaçmadım.
Çünkü bazen insanın değişmesi için cevap değil, doğru sorular yeterlidir.
Ve o gün, otobanın ortasında başlayan o basit soru, içimde uzun bir yolculuğa dönüşmüştü.
Orta şerit artık sadece bir trafik alanı değildi benim için. İnsanların, korkuların ve kararların arasında sıkışmış bir yaşam biçimiydi.
Ve ben artık o şeritte kalmak istemediğimi fark ediyordum.